SÖYLEMEYE YOKTUR DİLİ DAĞLARIN…

Dağlar kimilerine göre ; coğrafik olarak ova denizinde yükselen adalardır.

Yine bir çoğumuz için ; temiz bir çevre ve temiz bir havanın tadını çıkarmak için akla gelen (hele ki mevcut pandemide) yerlerdir.

Genelinde kerestelik ve yakacak odun ,otlak,ve içme suyu,kış sporları,gençlik kampları ,pastoral ve rekreatif turizm fonksiyonları bilinen doğal sermayesinin değerini ölçerek hesaplamak henüz çözümlenememiştir.

Sanılır ki, erişilebilirlik açısından sınırlı bu dağların ,genellikle uzak ve insanlardan çok az etkilendikleri ve çoğunlukla kirlilikten arınmış olarak hayal edilir.

Ne yazık ki, madencilik ,hayvancılık, enerji üretimi ve son zamanlarda öncü sektör olarak turizm gibi insan faaliyetleri, yüksek irtifalarda ki dağlık alanları bile kirleterek onları etkilemekte…

Dağların güçlü sermayesi tatlı içme suları,2050 yılına doğru insanlığın karşı karşıya olduğu önemli bir zorluk sinyalini vermekte. Bu iklim değişikliği ve aşırı iklim koşullarıyla yakından ilgilidir.

Kısacası ,yüksek dağlardan başlıyarak dağ ekosistemleri çok kırılgan ortamlardır.İklim değişikliğinin dağlar üzerindeki etkisi alçaklara göre güçlü ve rahatsız edicidir.

Batıda dağ ekosistemlerini nasıl ele aldığımız konusun da yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır.Başta İngiltere,Fransa gibi ülkeler ve Afrika ülkeleri kırsal alan yönetimlerinin geçmiş hatalarını dile getirerek yeni stretejilere yönelmektedirler.Örneğin “Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri İçin Hükümetlerarası Bilim – Politika Platformu” dahil olmak üzere pek çok kurum ,”Dönüştürücü Bir değişim” çağrısı yapmakta.Öyle ki bu kavram ve yeni moda sözcük önceki yıllarda ve halen projelerde kullandığımız “Sürdürülebilir Kalkınma” teriminin yerini alacağa benziyor

Fransa kırsalından örnek verilecek olursa ; İspanya hududunda ortak Pirene Dağları ayı populasyonunun sıfırlanması karşısında –dönüştürücü değişiklik- özellikle turistler ve çiftçiler için hassas bölgelere erişimin kısıtlanmasını ve dağlarda veterinerlik ve böcek kovucularının kullanılmamasını,koyun ve sığır sürü boyutlarının azaltılmasını içermektedir.Bu adımlar kırsalda hareket kabiliyetini büyük ölçüde azaltılmasına ,yemek alışkanlıklarının değişmesine(Et diyetlerinin azaltılmasına)ve modern yaşamın bir çok ürününden vazgeçilmesini gerektirecektir.

Biyoçeşitlilik hipotezine ve çevre koruma psikolojisi araştırıcılarına göre dağ ekosistemlerimizin sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin insan faaliyetleriyle azalması mikrobiyotayı etkileyecek ve bu da farklı hastalıkların gelişmesine yol açacaktır.Bu yönde yapılmış araştırmalar , biyolojik çeşitlilik açısından zengin ve işlevsel bir doğanın ,insan sağlığını sağladığı fikrinde birleşmektedir. Dağ ekosistemlerinde mikro organizma toplulukları da yabancı türlere karşı bir engel teşkil eder ve ekosistemin direncini ,dayanıklılığını ,toleransını geliştirir. En önemlisi mikro organizma toplulukları besin döngüsü, enerji akışları ve karbon fiksasyonu gibi önemli ekosistem işlevlerine sahiptir. Bazı mantarlar ,bakteriler ,virüsler ve protozoalardan oluşan mikrobiyal topluluklar o kadar küçüktürler ki ,onları çıplak gözle göremeyiz.Oysa onlar yakın çevremizde de büyük süreçler yürütürler.

Biyologlara göre ; ormanı bir turistik ilgi nesnesi olarak tanıtırken ,dağ göl ve göletlerine balıkları sokmak ,su sistemlerinin çok fazla besin maddeleriyle dolup taştığı ötrofikasyon adı verilen bir sürece yol açar.Artan sıcaklarla birlikte bu alglerin daha fazla çiçek açmasına ve su yollarında oksijenin azalmasına neden olur.Alglerin ayrıca insan ve hayvanlarda hastalığa neden olabilecek kadar yüksek konsantrasyonlarda siyanotoksinler olarak zehirler ürettiği belirtilmektedir.

DİKKAT KESİM VAR !

Doğaseverler iyi bilirler, orman yollarında orman teşkilatınca kesim yaptırılan bölmelerin altından geçen yollara tabelalarla uyarı işaretleri konulur, yol kenarları orman ürünleriyle haftalarca işgal edilir.Yaklaşık 38 bin hektar üstün bonitetli orman alanlarını da içine alacak Turizm Geliştirme Bölgesi destinasyonları ile Orman işletmesinin yıllık kesim planları (silvikültürel müdaheleler) uygulaması nedeniyle çakışacağı durumlar sıkca olacak ve seyahatlerde sorunlar yaşanacaktır.

İşin garibi aynı ormanlarda yıllık kesim etaları geçmiş 5-10 yıla göre misliyle artış yapılmışken durum daha da zamana yayılacaktır. Keşke Orman Genel Müdürlüğü; Orman işletmesinin istihsal proğramlarının (yaz ve kış kesimi)turizm gelirlerini azaltabileceğini ve ormanın istihsal zamanı deprem görmüş halinin ,orman turistlerinin hiçte hoş karşılamıyacağı tablolar göstereceği gerçeğini hatırlatsa idi…

ALADAĞLARDAKİ DOĞAL SERMAYE BİLİNCİ

Dağ ekosisistemlerimizde çıplak gözle göremediğimiz, yabancı araştırmalarda belirtilmiş mikrobiyal toplulukların yaratacağı faydalar ve sorunlar hiçte hafife alınacak uyarılar değildir sanırım.

Peki hepimizin çıplak gözle görüp hayran kaldığı sarıçam ,göknar,karaçam vd. saf ve karışık doğal meşcerelerin kaliteli yuvarlak odunu oluşturmasına dikkat çekmeden geçemiyeceğim.

Türkiye sarıçam ormanları üzerine Araştırma Müesselerimizin 4-5 coğrafi bölgede yaptıkları ve 40 yılı bulan “Orijin Denemeleri” ara sonuçlarında ,Aladağ’a ait 3 tohum meşceresinin orijinleri en verimli orijinler olarak yarışmaktadırlar.Bu gen kaynakları geleceğin sarıçam ağaçlandırmalarının tohum alınacak toplama yerleri olacaktır.

Yine Aladağ Ormanlarında fazla olduğundan Türkiye’deki diğer ormanlara taşınan “Kırmızı Orman Karıncası” yuvalarının varlığı, yine korunması gereken ,orman sağlığı için çok önemli değerlerdir.Bolu Ormancılık Araştırma Enstitüsü’nce en az 10 yıldır bu konuda yüksek lisans ve doktora programları yürütülmüştür.

Yine Turizm gelişme projesi nedeniyle popüleritesi artacağı tahmin edilen Seben-Taşlıyayla Göleti’nde, henüz mera alanı suyla kaplanmadan çevresini de içine alan floristik bir yüksek lisans çalışması da on yıl kadar önce bitirilmiştir. İlginçtir bu alanda bile 4-5 endemik türe rastlanılmıştır.

Göletin çevre düzenlemesini takiben ,şayet rekreatif işlemler tasarlanacaksa, çevresinde korunan alanlar tefrik edilerek statüye kavuşturulup sürdürülebilir bir yönetime devredilmesinde mutlak yarar vardır.

Aladağ Ormanları geçmişten beri ,pek çok akademisyen ve araştırıcının adımlayıp ,ders kitaplarına geçmiş araştırmalarıyla ün ve değer kazanmıştır.

Bu konularda yazılarımız sayfalar dolusu uzayacağından kısa kesip bir ricamı yazmadan geçemiyeceğim.

Geçmiş 5-6 yılda , Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nce ilçelerde kalkınma amaçlı simpozyumlar düzenlenmiş , Seben ve Kıbrıscık arazileriyle ilgili çok değerli bilgiler bildirilerde yer almıştır.Bu bildiri kitapları henüz basılamamıştır.Oysa ki simpozyum açılışında zamanın Bolu Belediye Başkanı’nca bildirilerin basımında yardımcı olunacağına dair söz verilmişti .Bunun ne kadar acı olduğunu,takdir edersiniz sanırım…

Köroğlu Dağları ile ilgili proje destinasyon ihalelerinin başta, Üniversite ,sivil toplum,turizm firmaları,ilgili bakanlık yetkililer ile istişare edilmeden gündeme getirilmemesi,hızlı ve hatalı adım atılmamaması dileğimizdir.

Şiir ve türkülerde “dağlar” dan çokça bahseden Köroğlu’nun şu mısraları konumuzu biraz daha anlaşılır kılacağına inanıyorum.

Köroğlu eydür sende tasa olmaz

Yüreğinde aşkı olan yenilmez

Çok dövüşler olur kimseler bilmez

Söylemeye yoktur dili dağların.

KAYNAKLAR: Metin Turan.2013.Köroğlu.

Dirk Schmeller.Dağlar Kırılgan Bir Yaşam Kaynağı.2021.The Conversation. Fr.

Bu yazı toplam 781 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.