TÜRK’ÜN GERÇEKLEŞEN BÜYÜK RÜYASI YA DA TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI

 

 

Yüksek tepelerin fırtınası, boranı da büyük olur derler. Dünyanın en eski ve büyük milletlerin başında kuşkusuz Türk Milleti gelmektedir. Geçmiş tarihimiz incelendiğinde milletimizin büyüklüğü oranında hem büyük zaferler, hem de büyük felaketler yaşamış bir milletiz. Kazandığımız zaferler ve yaşadığımız felaketler iliklerimize işlemiş, genlerimize geçmiştir.  Ama büyük oynamaktan, büyük rüya görmekten ve büyük hayallerin peşinde koşmaktan bir türlü vazgeçememişiz. Milletimizin bu büyük rüyasının adı TURAN, bu rüyayı dünya sahnesinde gerçekleştirmeye çalışanlara da TURANCI denilmiştir.

Turan terimi 19. Yüzyıl sonlarında kullanılmaya başlamış, Fin tarihçi Matthias Alexander Castren bu terimi “Ural-Altay kavimlerinin birliğini sağlamak amaçlı bir görüştür” diye tanımlamış ise de Çarlık Rusya’sında Komünist devriminden önce Azerbaycan Türkleri ve Tatar aydınları tarafından “Bütün Türk’lerin birliğini savunan” bir görüş olarak tarif edilmiştir. II. Meşrutiyetin ilânından hemen sonra TURAN fikri Osmanlı aydınları arasında geniş yankı bulmuş, hatta İttihat ve Terakki hükümetinin uygulamalarında yerini almış ve resmiyet kazanmış bir görüş olmuştur. Ziya Gökalp’in başını çektiği büyük bir aydınlar gurubunun bu düşünceyi savunduğu o dönem fikir ve edebiyat neşriyatı incelendiğinde bu gerçek açıkça görülmektedir. Zaman ve şartlara göre sınırları ve şekli değişse de özünden ve ruhundan hiçbir şey kaybetmemiştir. Örneğin son Osmanlı Meclisi Mebusan toplantısında Felah-ı Vatan gurubunun teklifiyle kabul edilen Misak-ı Milli esasları ve devletin egemen sınırları olarak çizilmiş topraklar TURAN’In en daralmış sınırlarını oluşturmaktadır.

İstiklâl Savaşı kazanılıp cumhuriyetimiz kurulduğunda bu düşüncenin bayraktarlığını Türk Ocakları üstlenerek TÜRKÇÜLÜK ve TURANCILIK fikri kurumsallaştırılmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu ATATÜRK Anadolu gezilerinde gittiği her yerde Türk Ocağını ziyaret eder, hem buradaki aydınları gayretlendirir, hem de genç Cumhuriyet için inkılâplarını halkıyla buradan paylaşırdı. ATATÜRK buradaki konuşmalarında “Türk milletinin milli ülküsünün TÜRKÇÜLÜK olduğunu” söyler “Bu ülkü devlet tarafından açık edilmese de millet tarafından yaşanır ve her şey o ülküye göre dizayn edilir” diyerek devletin ve genç cumhuriyetin milli ülküye sadakatini çeşitli vesilelerle ifade ederdi. Yine ATATÜRK konuya açıklık getirir ve “Sovyet Rusya yönetiminde dili bir, inancı bir ve özü bir kardeşlerimiz var. Onları arkalamaya ve aramızdaki manevi köprüleri sağlam tutmaya çalışmalıyız. Dil, din, tarih, gelenek ve folklor birer manevi köprüdür. Bu birlikteliğimizi sağlam tutmaya çalışmalıyız. Bu konuda onlardan bir şey beklemeden, bizim onlara yaklaşmamız gerekmektedir.” diyerek hem Türkçülüğün sınırlarını çizer, hem de takip edilmesi gereken yolu etrafındakilere dikte ederdi.

Yazıma “kazandığımız zaferler ve yaşadığımız büyük felaketler iliklerimize işlemiş ve genlerimize geçmiştir” diye başlamıştım. Bu büyük zafer ve felaketler milletimizin geçmiş tarihinde derin izler bırakmış, destanlarımıza, masallarımıza intikal etmiş, milli hafızamıza adeta kazınmıştır. Bunlar yeterli olmadığı için atalarımız kayalara, taşlara kazımışlar ve bize yaşadıklarını adeta ta uzaklardan kayıtlarla seslerini duyurmaya çalışmışlardır. Bu yazılı taşlara BENGÜ TAŞLARI (Ölümsüz taşlar) denilmektedir. Bu Taşların bilinen en eski ve önemlileri ORHUN YAZITLARI’dır.

Bu yazıtlarda ölümsüz başbuğumuz Bilge Kağan bakın neler diyor ve Turan’ın sınırlarını nasıl çiziyor. “Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri. Otuz Tatar, Dokuz oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle. Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet bana tabidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk Kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde sıkıntı yoktur” Böyle bir yetki ve gücün kaynağını da anlatırken “Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş.” Demekte yetki ve gücün GÖK menşeli olduğu, Tanrı tarafından bahşedildiğini ifade etmektedir.

Tarih içinde TURAN’ın sınırları değişse de özü değişmemiş ve milletimize atalarımızın genlerden gelen bir miras olarak intikal etmiştir. Her Türk çocuğu dünyaya gözlerini açtığında o dünyayı TURAN olarak görür ve TÜRK milletinin birlik ve beraberliği için çalışmayı ilahi bir görev olarak telakki eder. O nedenle TURAN ecdadımızdan bize miras, geleceğimizin bir emanetidir.

20. Yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığımız felakete rağmen Ziya Gökalp “Vatan ne Türkiye’dir Türk’lere, ne Türkistan/ Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir. TURAN” derken, bütün Türklerin yaşadığı coğrafyanın hayalini kuruyor, bu rüyayı görüyordu. Her gece düşünü gördüğümüz bu hayalin gerçekleşmesine 20. Yüzyılda ne gücümüz ne de kudretimiz yeterli değildi. Hatta ATATÜRK’ÜN dediği gibi esir Türklerle ilgilenmemiz onların dertlerini dert edinmemiz bile mümkün değildi. Devlet politikası ATATÜRK’ÜN ölümüyle değişmiş, bu düşünceye sahip insanlar zindanlara tıkılmış, TURAN düşüncesi adeta lanetlenmiştir.

1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla onun egemenliği altındaki Türklerin önemli bir bölümü bağımsızlıklarını kazanmışlar ve devletlerini kurmuşlardır. Onların bağımsızlıklarını ilk tanıyan devlet elbette TÜRKİYE CUMHURİYETİ olmuştur. Bunlara önce ürkek bir şekilde yaklaşılmış ve TÜRKÎ devletler demeyi uygun bulmuşuzdur. TÜRK devletleri demeyi politikamız açısından sakıncalı bulan yetkililer daha sonra TÜRK DİLİ KONUŞAN topluluklar demeye geçmişiz. Ardından TÜRK KONSEYİ gündeme gelmiştir. Geçtiğimiz 12 Kasım Cuma günü İstanbul’da bu devletlerin cumhurbaşkanları bir masa etrafında toplanarak önemli kararlar almışlardır. Alınan en önemli karar ise   TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATININ kurularak hayata geçirilmesi olmuştur. Bu karar TÜRK BİRLİĞİNİN kurulmasına dev bir adımdır ve bütün TÜRKLERİN gördüğü rüyanın gerçekleşmesi ve hayata geçmesidir. Dört buçuk milyon kilometre kare toprak üzerinde üç yüz milyon TÜRK’ÜN birleşmesi ve günümüz TURAN’nının hayırlara vesile olmasını Yüce ALLAH’TAN diliyorum. Başta TÜRKİYE CUMHURİYETİ olmak üzere AZERBAYCAN, KAZAKİSTAN, ÖZBEKİSTAN, TÜRKMENİSTAN, KIRGIZİSTAN ve gözlemci olarak MACARİSTAN’ın katıldığı bu birliğe en kısa zamanda KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN de dâhil edilerek çalışmalarını sürdürmesini, zamanla diğer TÜRK TOPLULUKLARI’NIN da bağımsızlıklarını kazanarak birliğe katılmalarını ve TURAN coğrafyasının bütünlüğüne kavuşmasını ümitle bekliyorum.

Genç yaşımdan beri TURAN duygusuyla yaşadım. Çok çile çektim.”Duam budur her namazda anayurdum kurtulsun/ Geçsin başa başbuğlarım bütün TÜRKLÜK kurtulsun” diye inledim. TÜRK BİRLİĞİNİ görmek benim en büyük hayalimdi. Hayalim gerçek oldu. Artık gözlerim açık gitmez. Bu günleri gösteren ALLAH’IMA sonsuz şükürler olsun.

 

 

 

Bu yazı toplam 1144 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum