YABANCILARA GÖRE OSMANLI YÜKSELİŞİ

Kuşkusuz Osmanlı İmparatorluğu dünya tarihi içinde zirvede yer almaktadır. Gerek 600 yıllık hükümranlık süresi, gerek 21 milyon kilometre kareye ulaşan büyüklüğü ve gerek bu büyüklük içinde barındırdığı milletlerin sayısı bu söylediğimizi bir iddia olmaktan çıkarıp tarihi bir hakikatin ifadesi haline getirmektedir. En güçlü döneminde Eski dünya diye bilinen Asya, Avrupa ve Afrika toprakları üzerinde hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu Ak Denizi, Kara Denizi ve Kızıl Denizi iç deniz haline getirmiş, hem karada, hem de denizlerde üstünlüğünü kabul ettirmiş muhteşem bir devletti. Üç büyük din ve sayısız mezheplere ev sahipliği yapan bu devlet, sağladığı bu barış ikliminde tam bir huzur ve kardeşlik ortamı temin etmiştir. Çeşitli tarikat ve cemaatlere mensup kitleler aradıkları hürriyet ortamını bu coğrafyada ve bu idarede bulmuşlardır. Egemen olduğu topraklar üzerinde bugün 28 devlet bulunmakta olup, resmi yönetimlerin halklarına bir asırdır unutturmaya çalıştıkları o mutlu geçmişlerini çeşitli vesilelerle ifadeden çekinmemektedirler.

Osmanlının o muhteşem geçmişi, sağladığı huzur ve mutluluk ortamı hem o dönemlerde hem de günümüzde merak konusu olmuş, hakkında sayısız inceleme yapılmış ve kitaplar yazılmıştır. O dönemde çeşitli seyyahlar, savaşlar nedeniyle esir düşerek Osmanlı topraklarında kalan askerler, ticaret yapan tüccarlar ve her şeyden daha çok diplomatik görevlerle Osmanlı ülkesine gelen elçiler daha sonra kaleme aldıkları gözlemleriyle hep bu konuya dikkat çekmişler ve ilginç kanaatlerini kitaplaştırarak Osmanlı hakkında ölümsüz eserler meydana getirmişlerdir. Bunlardan biri de Avusturya İmparatorluğunun elçisi Busbecq’tir.

Busbecq Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1555-1561 yılları arasında Avusturya İmparatorluğunun daimi İstanbul elçisi olarak bulunmuş, Anadolu’ya geziler yapmış ve Osmanlı Ordusunun seferlerine görev icabı katılmış, sonra da ülkesine dönmüştür. Osmanlı hakkında gözlemlerini kaleme almış, bu gözlemlerini zamanın Macar diplomatı Nicholos Michault’a yazdığı dört uzun mektupta dile getirmiştir. Bu mektuplar daha sonra kitap haline getirilmiş ve Türkçeye de tercüme edilmiştir. Pek adilane olmasa da dönemin şartları içinde hayli tarafsız olduğu tarihçiler tarafından değerlendirilmektedir. Busbecq Osmanlı yönetimi, Osmanlı sarayı, Osmanlı toplum yapısı hakkında zengin bilgiler vermekte ve Osmanlı’yı çağının en büyüğü ve Osmanlı toplumunu en mutlu ve huzurlu toplumu yapan değerlendirmelerde bulunmaktadır. Bugünkü devletler içinde geçerliliğini aynen muhafaza eden bu gözlemlerinden önemli bulduğum bir paragrafı aynen aşağıya alıyorum.

Bu koca toplumda tek bir kişi yoktur ki haiz olduğu mevki ve rütbeyi kendi liyakat ve cesaretine borçlu bulunmasın. Hiç kimse filanın neslinden, filan, filanın soyundan gelmiş olmak dolayısıyla, değerlerinden yüksek bir mevkie çıkamaz. Herkesin vazife ve memuriyeti ne ise ona göre itibar edilir. Bundan dolayı, Türkler arasında merasimle üstünlük kavgası yoktur. Herkesin ifa ettiği vazifeye göre tayin edilmiş bir mevkii vardır. Herkese Sultan bizzat memuriyet ve vazife tevcih eder. Bunu yaparken ne zenginliğe, ne anadan doğma, babadan gelme asalete bakar, ne boş ricalara, ne tavsiyelere… Bir namzedin haiz olabileceği, nüfuz ve şöhreti hiç nazarı itibara almaz. Yalnız liyakatle dirayete bakar, seciye arar, fikri kabiliyet ve istidadı düşünür. İçte herkes istidat, kabiliyet ve bilgi ahlak ve seciyesine göre bir işe tayin edilir. Türkiye’de herkes kendi mevki ve istikbalinin banisidir. En yüksek mevkilere çıkmış olanlar çoğu zaman çobanlıktan yetişmişlerdir. Bunlar böyle küçük yerlerden, aşağılardan gelmiş olmaktan utanmak şöyle dursun, bilakis bununla iftihar ederler. Ben ne idim, çalışkanlığım doğruluğum sayesinde ne oldum derler. Bu günkü mevki ve ikballerini ecdatlarına ne kadar az borçlu iseler, iftihar etmekle kendilerine o kadar haklı görürler. Türkler insanlarda meziyetin babadan oğla irs yoluyla intikal ettiğine, bir miras gibi elde edildiğine inanmazlar. Bunu kısmen Allah’ın bir ihsanı, kısmen de çalışmanın, zahmetin ve gayretin bir mükâfatı telakki ederler. İşte bu suretle Osmanlı İmparatorluğu’nda şevket ve makam, idari mevkiler, liyakat ve maharetin mükâfatıdırlar. Namussuz, tembel, atıl, bilgisiz olanlar hiçbir zaman yüksek mevkilere tırmanamazlar. Hakir ve zelil bir halde kalırlar. Osmanlıların nereye teşebbüs ederlerse muvaffak olmalarının bütün dünyada hâkim bir ırk haline gelebilmelerinin, İmparatorluğun hudutlarını boyuna genişletmelerinin sebeb-i hikmeti budur.” (Busbecq’in bu paragrafı 15 ciltlik İslâm tarihi ve Medeniyeti adlı kitabın 12. Cildinin 402. Ve 403. Sayfalarından alınmıştır. Kitap Siyer yayınları arasında çıkmıştır)

Günümüzde kendilerini NEO OSMANLICILAR diye niteleyen guruplar bulunmaktadır. Geçmişi bir kez daha yaşamak mümkün değildir. Bir su yatağından ikinci kez akmaz. Ancak geçmişe özenmek, onlar gibi olmaya çalışmak elbette mümkündür. Onların örnek olacak güzel yanlarını almak ve yaşadığımız çağın şartlarına adapte edip tekrar gün ışığına çıkarmak torunları olarak bizim görevimizdir. Günümüzde Osmanlıyı yaşamak mümkün değilse de, onları dünyanın bir numarası yapan özellikleri toplumsal yapımızın dokularına sindirmek mümkündür. Etrafınıza bir bakın. Hele de Osmanlıya öykünenleri iyice bir gözleyin. Onlarda Osmanlıdaki hangi özellikler vardır. Osmanlılık ben Osmanlıyım demekle değil, Osmanlının hasletlerini yaşamakla hayata geçirmekle olur.

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplam 347 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.