‘’Cenazede Protokol Olur mu?’’

Mübarek Ramazan ayını karşılamamızla bitirmemizde herhalde göz açıp kapayıncaya kadarlık bir sürede geçecek. Bugün (Pazar ) mübarek Ramazanın 9. gününü geride bıraktık. Kısa bir süre sonra bayram günlerine de ulaşacağız. Geçmiş Ramazanlarda sütunumun genel yapısı içinde daha ziyade dini konulara yer verdiğimi tüm okurlarım bilirler. Dini konular deyince şunu da itiraf ederim: Ben hiçbir zaman bir din adamı değilim. Ancak dinine diyanetine bağlı samimi bir Müslümanım. O itibarla benim yazılarımın bu ölçülerde değerlendirilmesi gerekir.

Geçen yıl Ramazanla ilgili köşe yazılarımda her zaman olduğu gibi öncelikle ‘’ Jet İmam ‘’ konusuna değinmişim. Her yıl Ramazan gelmeden önce Müftülüğümüzden Jet imamları yasaklayıcı tamimler yayınlanır. Bende geçmişten bu yana teravih namazlarında, namazı hızlı kıldıran hocalarımızı destekler ve onların yanında yer alırım. Ancak bu yıl bugüne kadar Bolu müftülüğümüzden Jet İmamlarla ilgili herhangi bir uyarı yayınlanmadı. Yayınlandıysa da ben görmedim. Geçen yılki konularımdan biri de Gerede Arkut Dağı’na yapılması düşünülen Gözlemevi ile ilgili satırlarımdı. İmsak ve Sahur vakti ile ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığımızın ciddi bir çalışması olduğunu öğrenmiş ve güneşlin gözlenmesi konusunda Türkiyemizin en elverişli bölgelerinden biri olan Gerede Arkut dağı ile ilgili yazılar yazmış ve bu gözlemevinin Geredemize kazandırılması konusunda kalem oynatmıştım. Hatta Diyanet İşleri Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Sayın Mehmet Emin Özafşar hemşerimizin torpilini beklediğimi de ifade etmiştim. Aradan 1 yıl geçti. Gerede Arkut Dağı Gözlem evi ile ilgili herhangi bir haber yayınlanmadı. Burada şunu söyleyebiliriz. Ya bu Gözlemevi torpili fazla başka bir vilayete kaydırıldı ya da henüz yapım aşamasına gelmedi.

Gelelim yazımızın asıl konusuna: İslamiyet her bakımdan tevazu dinidir. Müslümanlar birbirleri ile olan münasebetlerinde tevazu sahibi olma mecburiyetindedirler. Yüce dinimiz her konuda olduğu gibi cenazeler konusunda da tevazu sahibi olmamızı emreder. Son yıllarda üzülerek görüyoruz ki cenazelerde tevazu sahibi olma hasletimiz gittikçe azalıyor. Bir cenazenin defin töreni benim kişisel tespitlerime göre şu aşamalardan geçer :

1- Mevtanın ölümünü müteakip evinde ya da hastanede yapılan işlemler. Eski tarihlerde insanların vefatından sonra bir gecesini mutlaka evinde geçirmesine çok dikkat edilirdi. Şimdilerde bu kural yavaş yavaş azaldı. Bir çok kişi mevtaların hastane morgunda kalmasını istiyor. Mevta ertesi gün bu morgdan alınarak cenaze namazının kılınacağı camiye götürülüyor. Böylece mevtanın evden alınma zahmeti de ortadan kalkmış oluyor.

2- Cenaze namazının kılınacağı camideki vakit namazı. Bir çok Müslüman, bu camiye gelip vakit namazını kılmadan dışarıda beklemeyi tercih ediyor.

3- Cenaze namazı kılındığı zaman bazı Müslümanlar namaza katılıyorlar bazıları da yine namazın kılınmasını bekliyorlar. Namazı kılmak isteyenlerden bir bölümü hemen ön saflarda yer alarak olası bir TV yayınında ya da ertesi gün çıkacak Gazetelerde yer alma telaşında . Bu işlem bittikten sonra da bir çok kişi mezarlığa gitmek zahmetinden kurtuluyorlar.

4- Mezarlık işlemlerinde yani mevtanın toprağa verilmesinde, o televizyonlara ve basına giren kişilerin bir çoğu mezarlıklarda bulunmuyor.

Bolu’da en çok cenaze takip eden kişilerden biri olmam hasebiyle bu satırlarımın gerçekleri ifade ettiğine inanıyorum. Beni çok defa cenaze namazında ön saflarında göremezsiniz. Zira camide namazımı kıldıktan sonra dışarı çıktığımdan arkalarda kalmışımdır. Bir de cenazenin ertesi günü gazetelerde yayınlanan teşekkür ilanları var. Bu ilanlarda ekseriya bürokratların isimleri yazılır. Oysa o bürokratlar bir süre sonra mesela Bolu’dan tayin olup giderler. İsimlerini de hiç kimde hatırlamaz. Bu konuyu daha manalı bir hale getirmek için 13 Kasım 2013 günü Sabah Gazetesinde yayınlanan ve çok hoşuma gittiği için arşivimde sakladığım Sn. Hıncal Uluç’un ‘’Cenaze de protokol olur mu ?’’ başlıklı yazısını aynen sütunlarıma alıyorum. Eminim bu yazıdan hepimizin çıkaracağı dersler vardır. İşte Hıncal Uluç'un o yazısı:

"Yani vasiyet etsem de, ölüm ilanımı şöyle verseler..

“Hıncal Uluç’un Cenaze Kokteyli İkindi namazından sonra Teşvikiye Camisi Bahçesindedir. Akşam ana haberlerde ve ertesi gün gazetelerdeki fotoğraflarda yer almak isteyenler erken gelerek protokole ayrılan en ön sırada veya o sıranın hemen arkasında yer almalılar.”

Yani olacak şey değil..

Cenaze namazlarına gitmekten nefret eder hale geldim..

Orada, çok sevdikleri birine, sessizlik ve saygı içinde veda etmek isteyen bir avuç insan var.. Ötesinin, avluyu dolduran, itişen, kakışanların, camiyle, cenazeyle uzaktan yakından ilgileri yok..

Çoğu kokteyle gelir gibi geliyor..

Uzun zamandır görmedikleriyle buluşma yeri cenazeler. Ölen umurlarında değil. Gelenler lazım onlara.. Olur.. Biz sevdiklerimizde yaşamda değil, cenazelerde buluşuruz genelde.. Tamam da, bunu böyle ilan etmek, kahkaha dolu sohbet yerleri mi cenaze namazı avluları?.

Daha acısı..

Esas kalabalık, görülmek için gelenler.. Etrafa görünmek.. Gazetelerde görünmek.. Televizyonlarda görünmek.. Hele bir de mikrofon uzatırlarsa, tadından yenmez..

Gidiyorum.. Tabutun başında bir an duracağım.. Bir fatiha okuyacağım.. içimden bir şeyler söyleyeceğim.. Yeşil çuhanın üzerinden son defa okşayacağım çok sevgili dostumu..

Ne mümkün.. Bir yığın foto muhabiri nöbete girmiş.. Seni ölünle baş başa bırakmıyorlar.. Şak.. Şak.. Şak.. Deklanşörler..

Sen de o resmin çekilsin diye oraya gelmiş duruma düşüyorsun..

Savaş Ay’ın cenazesinde iyice nefret ettim..

Yer kapmak için itişenlerden, hoca namaza başlayamadı, on dakika.. Durmadan anonslar..

“Protokol sırasına yer açalım. Herkes bulunduğu yerden bir adım gerilesin..”

Ne demek protokol sırası yahu?. Allah’ın evinde, Allah’ın huzurunda ne protokolü..

Oraya inançlı insanlar geliyor güya.. Bu nasıl inanç..

Savaş orada, bembeyaz bir kefen içinde yatıyor.. O kefen, Allah katında herkesin eşit olduğunun simgesi.. Ama Savaş’ın önünde protokol başlıyor.. Cenaze namazı kılınırken, kameralar

tabutun arkasında.. Yani önünde olanlar görüntüye girer..

Kim onlar?.

Protokol..

Yahu tabutun önü, Savaş’ım ailesine aittir.. En yakınlarına.. Nerde?..

Siyasal Parti liderleri.. Bakanlar.. Taksim Muhafızı Valimiz; Emniyet Müdürü..

Yani Savaş’ı belki de hayatlarında ilk defa gören adamlar..

Nedir yani, ille de halkı itip kakmak.. İlle de halkın önüne geçmek..

Bir parti lideri, bir bakan, bir vali, cemaatin arasına karışsa, onlardan biri gibi saf tutsa ölür mü?. Yoksa dilden dile efsane mi olur?..

“Yahu bak.. Koskoca falanca, sessiz sedasız geldi, kimsenin önüne geçmedi. Korumaları milleti itip kakmadılar.. Geldiği yerde saf tuttu, namazını eda etti, aileye baş sağlığı diledi gitti.. Bu nasıl bir halk adamlığı, gönül adamlığıdır?.”

Hayır.. Sile de en önde olacak.. Resimlerinin gazetelerde, görüntülerinin ana haberlerde yer almasını garanti edecek. Vatandaşla, halkla, insatıla farkını da ortaya koyacak. Nasıl ayrıcalıklı, nasıl üstün olduğunu, hem de herkesin güya eşit olduğu Allah’ın evinde bile gösterecek..

Bu ne samimiyetsiz, bu ne saygısız, bu ne sevgisiz, bu ne inançsız cenaze namazıdır?.

Fatih Camisi avlusunda o ikindi, günaha girenler, sevap işleyenlerin en az on katıydı..

İnanca saygımız yok.. İnsana saygımız yok.. Ölüye saygımız yok..

Kendimize saygımız yok yahu.. Ah bir anlayabilsek.. Kendimize saygımız yok..

O gün o protokolde saf tutmak için, milleti ittirip kaktıranlar gözümde öyle ufaldı ki!..

- Bolu Gündem, Güncel bölümünde yayınlandı
https://www.bolugundem.com/haber/12005297/cenazede-protokol-olur-mu